Ankara’dan… “ANLAYAN BERİ GELSİN…” SAİM ALTUNBEY

Fatsa’ya gitmekteymişiz.
Kalabalık bir grup… Bir kısmımız İstanbul’dan. İzmir’den de var… Urfa’dan 3 kişi, Mardin’den 2 öğretmen,1 eczacı hanım ve kocası.
Toplam 14 kişiyiz.
Bir rüya görsek ve “ hayırdır inşallah..” desek ve hani gerçek olsa rüyalar;
Fatsa’ya gitmekteymişiz.
Kalabalık bir grup… Bir kısmımız İstanbul’dan. İzmir’den de var… Urfa’dan 3 kişi, Mardin’den 2 öğretmen,1 eczacı hanım ve kocası.
Toplam 14 kişiyiz.
Rüya bu ya, duymuşuz… Batıdan Fatsa’ya giriş çok güzelmiş. Hele Ünye’den sonra geniş bir sahili takip edermiş Fatsa yolu… Tam 18 km. Temiz kumsal ve temiz deniz. Yapılaşmaya müsaade edilmemişmiş veya yapılanlar ise deniz görüntüsünün kesilmemesine dikkat edilmiş. Yüksek değilmiş oteller, konutlar… Denize her taraftan rahat giriş yolları yapılmış…
Fatsa girişine yakın bir derenin deniz ile buluştuğu yerde küçük sandallar ve yöreye uygun tekneler yerli yabancı turistlere gezi ve balık tutmaları için kiralanıyormuş…
Daha aktif olan konuklara ise o dere yolundan iç kısımlara doğru –doğa yürüyüşleri- yaptırılırmış.
Tam şehre girilirken de solunuzda yine deniz… Uzakta ada… Yüzen yunuslar… Öyle bombalanmış şehir görüntüsündeki yıkılmış, tahrip olmuş ve terk edilmiş binalar tabi ki yokmuş… O güzel koya uygun yürüyüş yolu, kahvaltı yapabileceğiniz temiz restoranlar, hele pidesi, soğanı bir başka kokar, köy yumurtası canlılığından pişemezmiş…
Akşamları ise bir başka … Günü yorgun tamamlayan konuklar o sahilde uzun yürüyüşler yapar, yörenin el sanatları – kanaviçeler – bezler - ahşap oymalar - hatta kilimler – tespihler – bastonlar - bir diğer bölümde ise giderken götürmek için tereyağı – çökelek - doğanın sunduğu çeşit çeşit baharat ve bitkiler satılırmış… Ve günün balıkları… Ya etleri ? Kekik kokarmış, yağ tutmazlarmış engebeli arazide otladıkları için… Köy tavuklarından almak için ise 2 gün önceden sipariş vermek gerekirmiş…
Dahası da var (memleket hasretinden midir nedir pek detaylı bir rüya)… Deniz tarafı böyle iken dağlara doğru başımızı çevirince doğaya uygun evler bir yanda öbür yanda ise tüm dokuları korunmuş eski yapılar gözümüze bayram ettirirmiş… Seyrek de olsa Serenderler görülürmüş… O muhteşem doğaya kimseler kıyıp da küçük sanayi ya da oto sanayi gibi bir yer yapmayı akıllarından bile geçirmezlermiş… Oralar villa tipi evler veya fındık bahçeleri arasında kendini saklayan o ahşap-taş bütünleşmesi ile yapılan bahçesinde köylüsü hayvanları ile birlikte yaşamlarını sürermiş… Bir kısmı pansiyon olarak kullanılır, bahçesinde taze ayranınızı içerken deniz seyredilirmiş… Çünkü yolu yükseltmek, sahili yok etmek gibi bir düşünce olmadığı için denizi seyretmek de ayrı bir güzellikmiş…
Biraz ilerlersek sahilinden öyle ne işim var burada benim demeyen palmiyeler, görüntüyü kapatan balıkhane (hele balıkhanenin arkasına atılan balık artıklarının pisliği asla…) asla yokmuş…
Ya şehrin içi..?
Geniş bir meydanı ki çay bahçelerinde yörenin kırmızı üzüm kokuları altında çayınızı içermişsiniz…
Öyle meydanın neredeyse tamamını kapatan her türlü trafiği aksatan sözde süs havuzu tabi ki yokmuş..
Ya araç trafiğine kapalı bölüme ne demeli… Akşam geç saatlerine kadar açık mağazalar, dondurmacılar, kestaneciler…
Köyler ise …
Pansiyonları ile eko turizm ile, gezi yolları, tarihi yapıları ve bölgenin özel yemekleri ile farklılığını ortaya koymakta imiş…
Beğendiğiniz bir pansiyonda kaldığınızda tercihleriniz çoook imiş…
Günü değerlendirmek için ister günlük geziler yapar, dere-ırmak yolu ile yürüyüşünüz tamamlar tuttuğunuz balıkları lezzeti ile akşam aileniz ile yorgunluğunuzu atarmışsınız…
Veya kaldığınız süre boyunca günlüğüne küçük bir para ödeyerek kiraladığınız (af buyurun) ineğin sütünü ister yardım alarak ister siz sağarak taze taze içermişsiniz… tere yağı yaparak yanınızda götürür… Bu sistem ile tavuk besleyebilir, günlük yumurta alabilirmişsiniz… Abartmışlar, günlük pazara yumurta götürerek satarmışsınız bile… Neymiş ?
Rüya işte…
Hele Fatsa çıkışı… Sizi yine büyük bir ırmak ile Kuzey’e doğru yolcu edermiş Fatsa…
Irmağın yüzyıllarca dağlardan indirdiği o verimli toprağın üstüne Organize Sanayi gibi bir yerleşim tabi ki olmazmış… O bölge Fatsa’nın yerleşim yeri olarak en güzel bölgesiymiş …Yok canım… Fatsa’yı besleyebilecek su yatağında… hele denizi kirletebilmesi söz konusu iken. Ne mümkün.
Ya..!
Fatsa’nın yerleşiminin giriş ve çıkışlarında böyle güzel yerleri var iken sırtını yasladığı o muhteşem dağ ihtişamında tepelere kim yüksek yüksek binaları yapar ki ?
Sahil kasabası bu… 2 katlı sıralı evlerimiz tabi ki korunmuş…
Kim müsaade eder ki ?
Hay Allah ne ara dere uyandık bu rüyadan ve yine söylenmeye başladık :
HANGİ YÖNETİCİMİZ;
ŞEHİR İÇERİSİNE YÜKSEK KATA İZİN VERİR..? HÜKÜMET KONAĞI, BELEDİYE HİZMET BİNASI- GAR PROJESİ DİYEREK TUTULMAYAN ESKİ SÖYLEMLERİ TEKRARLAR… MEYDAN ALTI OTOPARK OLACAK DİYEREK… OLMAYAN MEYDANIN ARAÇ YOĞUNLUĞU HESAPLANMADAN , GİRİŞ-ÇIKIŞ İMKANSIZLIĞINI (kottan dolayı) DÜŞÜNMEDEN ORTAYA ATAR…
SANMAM …
HARİKALAR DİYARI, ANKARA’NIN EN BÜYÜK PARKI. HANGİ YÖNETİCİMİZ BURAYI GEZDİKTEN SONRA “AYNI İSİMLE BEN DE YAPARIM…” DER…YOK CANIM…BAŞKA İSİM Mİ BULAMAMIŞ…) O KADAR DAR MI..?
Ne ise..!
ŞEHİR İÇERİSİNE ARAÇ SOKMAMA BAŞARI ARTIK… VE SİSTEMİ TOPLU ULAŞIM,BİSİKLET-ELEKTRİKLİ BİSİKLET-ARAÇ ÜZERİNE KURMAK GEREKMEZ Mİ ?
Şehrin her iki tarafına açılma şansı var iken yeni bina ve geniş caddeler ile büyüyecek iken kaldırımsız yol yapan düşünce-siz olabilir mi ?
Hayır tabi..!
KİM ESKİ HAMAMI YIKAR… BİLMEZ Mİ Kİ – O BİR TARİHTİR… SANMAM YIKILSIN.
AT PAZARINDA Kİ KİLİSE… KAVLAN AĞACI ALTINDAKİ RUM-ERMENİ ESNAF DÜKKANLARI…SAZCILAR SUYU….
TARİHİMİZ… BİZİZ… O KADAR BASİRETSİZ-DAR GÖRÜŞLÜ YÖNETİCİLERİMİZ OLDU MU Kİ ?
Bu rüyayı gören kimse bunu anlayamaz.
Ben hiç anlamam.Ya siz ?
“Varsa, ANLAYAN beri gelsin…”
Veya,
Anlayan biri gelsin.
Saim ALTUNBEY
ÖZÜR…
Ankara’da yaşayan olarak TÜM KADINLARDAN ÖZÜR DİLİYORUM…
Bu şehirden, bu meclisimizden yayılan bu sözlerden dolayı …