İçeriğe geç
Köşe yazısı

Köşe yazısı

ORDU TANITIM GÜNLERİ GÜZEL BİR BULUŞMA, ANCAK TANITIMDA YEREL ÜRÜNLER ÖNE ÇIKMALI!

Ferudun Cumhur ALTUNTAŞ 5 dk okuma 9 okunma

Bu yıl 15’incisi düzenlenen Ordu Tanıtım Günleri, Yeşilköy’deki Atatürk Havalimanı’nda geçtiğimiz perşembe günü başladı ve pazar akşamı sona erdi. Geleneksel hâle gelen Ordu Tanıtım Günleri’ne bu yıl katılamadım. Ancak gidip gelenlerden bilgi aldım, sosyal medyadan da takip ettim. Adeta gitmiş kadar oldum.

Dört gün süren tanıtım günlerinde, Fatsa’dan İstanbul’a giden hemşehrilerimizle İstanbul’da yaşayan Fatsalılar bir araya geldi. Fatsa Belediyesi de kurduğu stantla hemşehrilerini ağırladı. Ordu’nun 19 ilçesinin belediyeleri, kurdukları stantlarda hemşehrilerini karşıladı. Sohbetler edildi, ikramlarda bulunuldu ve ardından hatıra fotoğrafları çekildi. Hemen hemen her stantta ilçelerin tarihi ve turistik yerlerini tanıtan fotoğraflar sergilenirken, ilçeler hakkında bilgi veren gazete ve broşürler de dağıtıldı. Sonuçta, dört gün boyunca güzel bir ortam oluştu. Adeta bir bayram havasında geçen etkinlik, uzun zamandır birbirleriyle görüşemeyen hemşehrilerimizin hasret gidermesine vesile oldu. Bunlar elbette güzel buluşmalar. Üstelik içinde bulunduğumuz süreçte, insanlara biraz nefes aldıran, moral veren ve günlük hayatın yoğunluğundan uzaklaştıran etkinlikler olarak da değerlendirilmelidir. Ancak benim anlayamadığım bir husus var. Madem bu etkinliğin adı “Ordu Tanıtım Günleri”, o hâlde tezgâhlarda Afyon sucuğunun, Erzincan peynirinin, Malatya kayısısının ve Gemlik zeytininin ne işi var? Elbette bu ürünlerin kendilerine özgü değerleri var. Ancak söz konusu olan Ordu’yu tanıtmaksa, önceliğin Ordu’nun kendi ürünlerine verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Üstelik Ordu’muzun tarımsal zenginliği ve yöresel ürün çeşitliliği ortada. Fındığımızdan balımıza, kivimizden yöresel lezzetlerimize kadar tanıtılmayı ve daha geniş kitlelere ulaştırılmayı bekleyen pek çok değerimiz var. Öyleyse neden bu ürünleri daha fazla ön plana çıkarmayalım? Ordu’nun tarihi ve turistik güzelliklerini fotoğraflarla tanıtmak elbette önemli. Ancak bunun yanında ilimizde üretilen ürünleri de sergilemek, ziyaretçilere tanıtmak ve satışına imkân sağlamak çok daha anlamlı olacaktır. Çünkü tanıtım günleri yalnızca hemşehrilerin bir araya geldiği buluşmalar olmamalı; aynı zamanda Ordu’nun ekonomik, kültürel ve turistik değerlerinin de tanıtıldığı bir fırsata dönüşmelidir. Amacımız Ordu’yu tanıtmaksa, önce kendi değerlerimize sahip çıkmalıyız. Sonuç olarak, eksikleri ve eleştirilecek yönleri olsa da Ordu Tanıtım Günleri’nin önemli bir işlevi yerine getirdiğine inanıyorum. Bu etkinlikler; birliğin, beraberliğin, sevginin ve saygının buluştuğu, hemşehrilik duygularının güçlendiği özel günlerdir. Dileğim, bundan sonraki tanıtım günlerinde Ordu’nun kendi ürünlerinin, kültürünün ve turistik değerlerinin çok daha fazla ön plana çıkarılmasıdır. Çünkü Ordu’yu tanıtmanın en güzel yolu, Ordu’nun kendi değerlerini en iyi şekilde tanıtmaktan geçer.

ÇEVRE YOLUMUZ NE OLACAK? BU MEMLEKET BİZİM!.. “Dört nala gelip Uzak Asya’dan, Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim…” Nazım Hikmet’in dizeleriyle başlayan bu güzel sözleri hepimiz biliriz. Çok sevdiğim sanatçı Erkin Koray da bu dizelerden esinlenerek geçmiş yıllarda bir beste yapmış, 33’lük long play plağında seslendirmişti. Daha sonra birçok sanatçı ve grup da bu güzel eseri farklı yorumlarla dinleyicilere ulaştırdı. Konuya gelecek olursak, yine her zaman olduğu gibi sözün ucu Fatsa’ya geliyor. Arkadaşlarımızla yaptığımız özel sohbetlerde bile söz dönüp dolaşıp Fatsa’ya geliyor. Hemen hemen herkesin ortak düşüncesi aynı: “Fatsa nasıl bu hâle gelir? Niçin ses çıkartmıyorsunuz?” Hatta yakın bir dostum, “Ferudun, Fatsa’da zabıta yok mu? Araç trafiğine kapalı alanlarda bisikletler ve motosikletler cirit atıyor. Buna müdahale edecek kimse yok mu?” diyerek diğer dostlarımız gibi sitemini dile getirdi. Görüşmelerimizin sonunda ise çoğu zaman Nazım Hikmet’in o anlamlı sözü gündeme geliyor: “Bu memleket bizim!” Sohbetlerimizde bu söz o kadar çok tekrarlandı ki artık zihnime iyice yerleşti. Ben de yazıma bu anlamlı sözle başlamak istedim. Vallahi ben, bir Fatsalı olarak ve mesleğimin gereği, ilçemizde iyiye giden ya da yolunda gitmeyen konuları dile getirmeye çalışıyorum. İstiyorum ki Fatsa’mız temiz olsun, güzel olsun, adı güzelliklerle anılsın. İnsanların akın akın gelip ziyaret ettiği, herkesin gıptayla baktığı şirin bir ilçe olsun. Bizim başka bir amacımız ve gayemiz yok. Olamaz da… Yazımızın başlığına yeniden baktığımızda, “Bu memleket bizim” diyoruz. Bunu ilçemize uyarladığımızda ise karşımıza şu söz çıkıyor:

“BU FATSA BİZİM!” Başka Fatsa yok!

Darılmak, gücenmek yok. Bizler de imkânlarımız ölçüsünde mesleğimizi en iyi şekilde yapmaya çalışıyoruz. Elbette hatalarımız olabilir. Ancak bugüne kadar kasıtlı ve bilinçli olarak hiçbir yanlışın içinde olmadık. Bundan sonra da olmayız. Kimsenin bu konuda şüphesi olmasın. İnanıyorum ki herkes görevini görev aşkı ve sorumluluk bilinciyle yerine getirse, bugün yaşadığımız birçok sıkıntı kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Bir de milletvekillerimize seslenmek istiyorum. Artık ilçemizle ilgili yatırımlara daha fazla ağırlık verilmesinin zamanı gelmedi mi? Bakın, zaman su gibi akıp geçiyor. Vatandaşın karşısına çıkıldığında yapılan çalışmaların ve hayata geçirilen yatırımların anlatılabilmesi gerekiyor. Hemşehrilerimizin beklentilerine cevap verecek, geleceğe dair umutlarını güçlendirecek somut adımlar atılmalıdır.

PEKİ, ÇEVRE YOLUMUZ NE OLACAK?

Gelelim Fatsa’nın yıllardır gündeminden düşmeyen en önemli sorunlarından birine… Çevre yolumuzla ilgili hâlâ somut bir gelişme yok! Ne bekleniyor, neyi bekliyoruz, doğrusu bilemiyorum. Bildiğim tek şey, bu sorunun çözümü konusunda vatandaşın beklediği açıklamanın ve somut adımların henüz ortada olmadığıdır. Belediye Başkanımız İbrahim Etem Kibar, çevre yolunun 2027 yılı yatırım programına alınmasının beklendiğini ifade etmişti. Başkanımız bunu söyledi söylemesine ama kendisinin de bu konuda tek başına yapabileceği fazla bir şey olmadığını biliyoruz. Çünkü böylesine büyük bir yatırımın hayata geçirilmesi, ilgili kurumların ve merkezi yönetimin kararına bağlı. Peki, ne yapılması gerekiyor? Sayın Cumhurbaşkanımızın ya da Ulaştırma ve Altyapı Bakanımızın Fatsa çevre yoluyla ilgili açık ve resmî bir açıklama yapması, ilçemizin önünü görmesi açısından büyük önem taşıyor. Henüz böyle bir açıklama yapılmadığı için vatandaşın kafasındaki soru işaretleri de devam ediyor. Projenin ne zaman başlayacağı, hangi aşamada olduğu ve ne zaman hayata geçirileceği konusunda net bilgi bekliyoruz. Fatsa’nın çevre yolu meselesi daha fazla belirsizlik içinde kalmamalı.

SAHİL YOLUNDAKİ ÇALIŞMALAR TRAFİĞİ RAHATLATTI MI?

Çevre yolu yapılıncaya kadar sahil kesimindeki trafik yoğunluğunu azaltmak amacıyla Karayolları tarafından çalışmalar yürütülüyor. Yapılıyor, yapılmasına da… Ancak bana göre değişen fazla bir şey olmadı. Eskiden de trafik iki şerit üzerinden akıyordu, bugün de iki şerit üzerinden akmaya devam ediyor. Üstelik çalışmalar sırasında sürücülerin yaşadığı sıkıntılar da çekilmez bir hâl aldı. Elbette trafik sorununu çözmek için çalışma yapılması önemlidir. Ancak yapılan çalışmanın sonunda ortaya çıkan sonucun, harcanan emeğe ve yaşanan sıkıntılara değmesi gerekir. Bizim de tam olarak sorguladığımız konu budur. Yıllardır çevre yolunu bekleyen Fatsa halkı, artık somut bir gelişme görmek istiyor. Sadece söz değil, takvim ve sonuç bekliyor. Güzel bir sözümüz vardır: “Attığı taş ürküttüğü kurbağaya değmedi.” Bana sorarsanız, sahil yolunda yapılan çalışmaların sonucuna bakıldığında insanın aklına bu söz geliyor. Fatsa bunu hak etmiyor. Bu şehir hepimizin. Bu şehrin sorunlarını dile getirmek, çözüm aramak ve yetkililerden hesap sormak da hepimizin sorumluluğudur. Çünkü unutmayalım: BU MEMLEKET BİZİM! BU FATSA BİZİM! Fatsa’nın geleceği için artık daha fazla beklemek değil, sonuç almak istiyoruz.

Bu sayıda daha fazla

Bu sayının tamamı