FON KRİZİ VE DAVALARI
Bugünkü yazıda bir hukukçu olarak fon krizinde zarara uğrayanlara paralarını kurtarabilmelerinin yolu olarak iki ayrı dava önereceğim. Bir örnekle başlayalım: Bir araç sürücünü düşünelim. Dikkatsiz ve tedbirsiz davranarak kazaya yaptığı ve birisine zarar verdiği taktirde verdiği bu zararı karşılamak zorundadır. Ödemezse kendisine hizmet kusuru nedeniyle tazminat davası açılır ve kusuru oranında verdiği zararı tazmin eder. Bunu fon mağdurlarına adapte ettiğimizde de verdikleri hizmette kusuru olanların bu zararları tazmin etmesi gerekecektir. Çünkü gerek fon yöneticileri ve gerekse bunları denetleyenler vatandaşın verdiği vergilerden hem de olağanüstü ücretler almaktadırlar. Bu ücretleri ne için alıyorlar? Üzerlerine düşeni doğru dürüst yerine getirseler bu çarpık durum ortaya çıkar mı? O zaman kusurlarının cezasını çekip, zarara uğrayanların zararlarını karşılamaları hukukun gereğidir. Peki ama kimdir bu sorumlular? O’nu ben değil bu konularda uzman bilirkişiler bilir, rapor eder, her kademeden kimin % kaç kusuru vardır yazar ve mahkemeler de herkese kusuru oranında sorumluluk yüklerler.
Bir başka dava yolu daha vardır. Bununla ilgili de bir ön bilgi vererek başlamak istiyorum. Hukuk Fakültelerinde bizim zamanımızda 3. Sınıftan itibaren Borçlar hukuku derslerinde özel borç ilişkileri başlığı altında ders anlatılırdı. Örneğin: Kira sözleşmesi, İstisna sözleşmesi, vekalet sözleşmesi vs. İnsanları borçlu kılan sözleşmelerdir. İnsanları borçlu kılan bir de sözleşmeye dayanmayan hususlar vardır. Buna örnek olarak da: Vekaletsiz iş görme, sebepsiz zenginleşme ilk etapta aklıma gelenlerdir. Fon krizinde tam bir sebepsiz zenginleşme olayı vardır.
Şöyle ki:
Eski bir bakan, aynı zamanda iktidar partisi genel başkan yardımcısı yaptığı bir yatırım ile hiçbir mantığa sığmayan tam iki milyar lira zenginleşmiştir. Hayatın olağan akışı içinde böyle bir zenginleşmenin hiçbir makul sebebi olamaz. Yani sebepsiz yere zenginleşmiştir. Bakan hanım ve eşi ile bu yoldan isimleri kayıtlarda belli olan birçok kişi de aynı şekilde sebepsiz yere zenginleşirken yaklaşık yarım milyon kişi de fakirleşmiştir. Ortada tipik bir sebepsiz zenginleşme söz konusudur. Bir taraf zenginleşmiş, bir taraf da fakirleşmiştir. Öyleyse bir tarafın sebepsiz zenginleşmesinden zarar gören diğer taraf, sebepsiz zenginleşenlere (Yani bakan ve eşi ile diğer zenginleşenlere) hukuki dayanağı sebepsiz zenginleşme olan bir dava açarak zararlarının karşılanmalarını isteyebilirler.
İlerleyen günlerde bu konu ile ilgili şayet yönetenler bir çözüm üretmezlerse (ki şu anda pratik bir çözüm göremedik.) davalar görebiliriz. Benim gibi düşünmeyen hukukçu arkadaşlarımın da olabileceğini tahmin ediyor, Onların düşüncesine de saygı duyuyorum. İzleyip göreceğiz.

