TEBRİKLER… TEBRİKLER… TEBRİKLER…
Fatsa Belediyesi Kültür Sarayı’nda Nihal Ece Ergün’ün birbirinden güzel eserlerini dinlerken, bir anda geçmişe doğru uzun bir yolculuğa çıktım. Çocukluğum, gençliğim gözlerimin önünden geçti.
Sahibi olduğumuz eski Lale ve Zafer sinemalarında yapılan düğünlerde, orkestralar Ordu’dan gelirdi. Bateriye olan merakım nedeniyle düğün boyunca bateristin yanında durur, hayranlıkla izlerdim.
1971 yılında Balıkesir’den Fatsa’ya öğretmen olarak gelen İbrahim ağabey, müziğe olan ilgisiyle ilçemizde önemli bir eksikliği fark etti ve “Umut 71” adlı ekibi kurarak onlarca müzisyenin yetişmesine öncülük etti. Bu ekipte ve sonrasında birçok değerli isim yer aldı.
Aklımda kaldığı kadarı ile, Ahmet Altuntaş, Bedri Süme, Ufuk Çağatay, Mehmet Aksu, Faik Niksar, Erol Bayraktaroğlu, Kazım ağabey. İlerleyen yıllarda ise, Mehdi Gürsoy, Ali Naci Ekiz, Yılmaz Ekiz, Sedat Yalman, Osman Topaloğlu, Sinan Ekmekçi, Nebih Çamaş gibi bir hemşehrimiz özel işlerinin yanında, müzisyen olarak hizmet etmişlerdi. Bugün aramızda olanlara sağlıklı uzun ömürler, ebediyete irtihal edenlere rahmet diliyorum.
Yıllar su gibi akıp geçerken, ilçemiz da büyümüş gelişmiş nüfusumuzda artmıştı. Artık düğünlerde çoğalmıştı. İlçedeki orkestraların sayısı az olduğundan, Ünye’den, Ordu’dan ekipler gelmeye başlamıştı.
Yıllar yılları kovaladı, birbirinden değerli sanatçılarımız, bestekarlarımız boy göstermeye başladıkları gibi gerek yurt içinde, gerekse yurt dışında adlarından söz ettirmeye başladılar.
Soner Arıca ile başlayan bu yolculuk; Sami Aksu, Mehmet Gümüş, Elif Kaya, Funda Arar, Kendemir Kaytaz, Yüksel Kaytaz ve Asuman Şirin, Melih Gazi Uysal, Mert Kayıkçıoğlu, Sercan Aytepe, Kevser Karamustafaoğlu, Nuh gibi değerli isimlerle devam etti. Bu güçlü seslerin arkasında ise merhum Erdoğan Paytok, merhum Kenan Sırımsı, merhum Hasan Bayar, Hayri Şensu, Osman Gümüşlü, İbrahim Ataç, Yasemin Ataç, Avni Kaysal, Dursun Ali Akınet gibi önemli isimler vardı. Daha eskiye gidersek merhum Şükrü Şenses, merhum Mustafa Talay, merhum Nihat Kutsal, merhum Ahmet Cevat Güvenkaya ve merhum Nurettin Süer gibi ustaları da unutmamak gerekir.
Emekli öğretmen Sevgican Özel tarafından kurulan ve bugün Dr. Osman Özel ile Sercan Özel tarafından başarıyla sürdürülen Fatsa Özel Sevgi Kültür ve Sanat Merkezi, yüzlerce müzisyenin yetişmesine katkı sağladı. Bu kurum ilçemiz için büyük bir değer olmaya devam ediyor.
Ve gelelim geceye…
Nihal Ece Ergün kardeşimiz, çoğu kendi bestesi olan eserlerini büyük bir başarıyla seslendirdi. Sesiyle, yorumuyla ve sahne hakimiyetiyle izleyenleri adeta büyüledi. Sahnedeki müzisyen arkadaşlarımız da en az kendisi kadar başarılıydı. Üstelik hepsi Fatsalı…
Böylesine yetenekli hemşehrilerimize sahip olmak gerçekten gurur verici.
Her başarılı sanatçının arkasında güçlü bir destek vardır. Nihal Ece Ergün’ün yanında da, Fatsa Belediyesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü eşi Mesut Ergün’ün katkısını özellikle belirtmek gerekir.
Sonuç olarak, Fatsalılara unutulmaz bir müzik ziyafeti sunan Nihal Ece Ergün’ü ve tüm müzisyen kardeşlerimizi gönülden kutluyorum.
Yolları açık, başarıları daim olsun.
-----
TRIER – FATSA
1981 yılında merhum babamın ısrarı üzerine on beş günlüğüne çıktığım Almanya yolculuğu, oradaki Fatsalı hemşehrilerimin sıcak ilgisi ve ısrarıyla üç aya uzamıştı. Bu süre zarfında sadece Almanya’yı değil, Hollanda’yı da görme fırsatı buldum.
Üstelik sevgili ağabeyim Muzaffer Kartal’ın özel aracıyla seyahat ettiğimiz için Bulgaristan, Yugoslavya ve Avusturya’yı da geçerek adeta küçük bir Avrupa turu yapmıştım. Bu benim ilk yurt dışı deneyimimdi ve açık söylemeliyim ki gördüklerim beni derinden etkilemişti.
Öyle ki Türkiye’ye döndükten sonra uzun süre o medeniyet şokunu üzerimden atamadım. Yıllar sonra, 1984, 1989 ve 1994 yıllarında tekrar Avrupa’ya gitmek nasip olduğunda, her gidişimde kendime hep o aynı yakıcı soruyu sordum: Neden bizde de böyle olmasın?
Oradaki caddeler tertemizdi; toz veya çamur yoktu, hatta dışarısı o kadar temizdi ki insanlar evlerine sokak ayakkabısıyla dahi girebiliyordu.
Geçtiğimiz hafta da Almanya’nın en eski şehirlerinden biri olan Trier’i gezme fırsatı bulduğumda bu düzenin hâlâ kusursuz işlediğini gördüm.
Yaklaşık yüz bin nüfuslu bu şehir, demografik olarak Fatsa ile neredeyse aynı büyüklükte. Ancak aradaki düzen farkı inanılmaz boyutlarda.
Cadde ve sokaklar pırıl pırıl, otopark sorunu tamamen çözülmüş.
Şehrin farklı noktalarındaki dijital tabelalarda hangi otoparkta kaç boş yer olduğu anlık olarak görülebiliyor. Kimse aracını rastgele bir yere bırakmıyor, kaldırımlar işgal edilmiyor, başıboş sokak hayvanı görmek ise neredeyse imkânsız. Kimse elindeki çöpü veya atığını konteynerin dışına bırakmaya yeltenmiyor bile. Oysa daha geçen ay Dolunay Mahallesi’nde şahit olduğum manzara hâlâ aklımda; bir vatandaşımız eski koltuk takımını öylece çöp konteynerinin yanına bırakıp gitmişti.
Almanya'da ulaşımda da tavizsiz bir disiplin hâkim.
Şehir içinde hız sınırı otuz, bazı yerlerde ise elli kilometre olarak belirlenmiş.
Kurallar son derece net, cezalar oldukça ağır ve en önemlisi herkes bu kurallara istisnasız uyuyor. Bizde ise maalesef dolmuşlar istedikleri yerde durup kalkabiliyor; arkadan gelen var mı veya trafik aksıyor mu diye pek önemsenmiyor. Trier’de beni en çok etkileyen bir diğer konu ise insanların birbirine duyduğu derin toplumsal hassasiyet oldu.
Örneğin apartman sakinleri, sırf pazar günleri komşularını rahatsız etmemek adına çamaşır veya bulaşık makinesi çalıştırmıyorlar. Bu durum onlara dayatılan bir zorunluluktan ziyade, içselleştirilmiş bir yaşam kültürü halini almış.
Peki, aynı kültür bizde neden olmasın? Aslında pekâlâ olabilir. Ancak bunun için sadece kural koymak asla yetmez. Konulan kuralları kararlılıkla uygulamak, tavizsiz denetlemek ve en önemlisi toplum olarak bu bilinci sahiplenmek gerekir. Zira şehirleri güzelleştiren sadece belediyelerin çalışmaları değil, o şehirde yaşayan insanların zihniyetidir.

