EN GÜZEL HEDİYE
Son dersimin bitiş zili çalınca keyifle çantamı toplayıp, koşar adımlarla okuldan çıkıyorum… Bugün dayıma gideceğim, yengemin peynirli poğaçası ve yanındaki çayın heyecanıyla Taşbaşından iki dakikada Çömlekçiye geçiyorum…
Yengem, Rus Pazarının karşısındaki evinde, neşeyle karşılıyor beni, ‘’çay hazır balkonda içelim‘’ diyerek davet ediyor… Balkona geçince şöyle bir etrafa bakayım derken göz göze geliyoruz… Aramızda iki metrelik daracık bir yol var.. Otele çevrilmiş karşı apartmanın balkonunda, kısacık kızıl saçlı hanım elindeki insülin şırıngasını koluna saplayıp içindekini boşaltıyor… Küçük bir tebessümle selam veriyorum, gülerek göz kırpıyor bana….
Babaannem yaşlarında hatta babaannemle aynı kiloda, babaannem gibi şeker hastası bu kızıl saçlı Rus hanıma bakmak kalbimi sızlatıyor… Bu yaşta neden bu durumda? Benim babaannem şu anda evinde komşularıyla çay keyfinde…. Torunlarını sevip, çocuklarıyla vakit geçiren babaannem ve ülkemdeki tüm babaanneler… Yaşlarının gereği olarak artık hayatlarının her anını kıymetli geçirmesi gereken babaanneler…
Hanımefendi kırmızı elbisesini giyip, tekrar balkona çıkıyor, elindeki aynaya bakarak rujunu sürerken, otel kapısının önünde beliren müşterisi beyefendiye eliyle işaret ediyor… Biraz sonra aynı yaşlardaki dört Rus hanım beyefendinin yanına iniyorlar… Sokak ortasında her gün aleni bir şekilde yapılan pazarlık başlıyor, anlaşmaya varılınca beraber gidiyorlar…
Arkalarından bakarken kalbimdeki sızı daha da çok artıyor…
Oysaki, son sayfalarına geldiğim Gorki’nin ANA kitabında her şey çok başkaydı… ‘’Asık suratlı, kasları hala yorgun insanlar, ürkütülmüş hamam böcekleri gibi dışarı fırlarlardı kül rengi evlerinden’’ diyerek başlayan kitapta; yoksul, ezilmiş, sefil hayatların başkaldırısı, büyük bir mücadele ve umut vardı… Kahraman anne Pelageya oğlu Pavel’le beraber, kadınlar için, çocuklar için, tüm insanlık için mücadele ediyordu… Orada aydınlık yarınlar, güvenli gelecek vardı … Bolşevik İhtilalini yapan insanların, mutlu insanlar hedefi vardı….
Böyle olmamalıydı….
İnsanoğlu dünyaya geldiğinden beri bütün buhranların bedelini en ağır ödeyenler hep kadınlar oluyordu… Sovyetlerin büyük bir hüsranla dağılmasının ardından, yaşanılan ekonomik sıkıntı kadınlarının başka ülkelerde fuhuş yapmasına neden olmuştu… Eşit gelirle, özgürlükleriyle toplum olarak herkesin mutlu olduğunu zannettiğimiz o büyük güç, bir anda yok olmuş, yerini hayal kırıklığı ve umutsuzluk almıştı….
Yengemin, ‘’çayını soğuttun, bırak şu ‘’nataşa’’ları’’ sözüyle masaya oturuyorum… ‘’Bunların yüzünden ne huzurumuz var ne de rahatımız’’ diyen yengem mahallede her gün yaşanan kavgaları anlatıyor.. ‘’Çok yazık’’ diye cevap veriyorum… Aslında Bolşevik İhtilali ile Çarlık Rusya’sının ağır yaşam şartlarından kurtulup, Rusya’daki maddi üretimin, verimliliğin artırılması ve toplumsal eşitliğin, özgürlüklerin sağlanmasının hedeflendiğini, Rus halkının bunun için büyük bir mücadele verdiğini ağır bedeller ödediğini kendimce anlatıyorum…
Yengem beni çok sevdiği bir diziyi izler gibi gözlerime bakarak dikkatlice dinliyor, ve sözlerim bitince, ‘’bunlarda akıllı adam yokmuş, batırmışlar ülkelerini, çok şükür bizim ülkemiz Cennet gibi, ATATÜRK’ün kıymetini bilelim’’ diyordu…. ‘’ Kurban olayım ben O’nu yaratana… O, çok akıllı bir adamdı, ateş çemberinden bir ülke kurtarmış, ve biz kadınlara da haklar vermiş, hediye etmiş’’.. Tıpkı okuldaki öğretmenlerim gibi konuşan yengemin sözleri çok hoşuma gitmişti… Özellikle ‘’hediye’’ sözü çok doğruydu…
İnkılaplar için hiçbir mücadele vermeyen, bunun için emeği olmayan Türk Milletine, ATATÜRK hepsini hediye etmişti… İşte bu hediyelerin en güzeli de CUMHURİYET idi… Tek kişinin değil, halkın egemenliği olan, milletin sözünün esas olduğu, özgürlüklerin ve eşitliğin ilke kabul edildiği, insan onuruna çok yakışan o şahane hediye… Tabi anlayanlara…

