İçeriğe geç
Köşe yazısı

Köşe yazısı

Medine Sözleşmesi ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin Karşılaştırması

Güneş Haber Merkezi 3 dk okuma 2.375 okunma
Kendi kültürlerini koruyarak batının ekonomik kurallarını alıp kullanan Çin’in başarısını biz ülke olarak gösteremedik. Günümüzde hala kıyafet tartışmaları nedeniyle entelektüel enerjimiz bu konulara harcandığı için ekonomik üretimimiz zarar görmektedir. Türkiye’yi küresel güç,üniversiteleri bilimsel merkez haline getirme yerine Jandarmalık yapıp öğrencilerin kılık kıyafetleriyle uğraşılmaktadır. Ülkenin bunu aşamamasında kültürel olarak tercihlerini yanlış kullanmasının rolü vardır. Bu durumda Türkiye’deki resmi ideolojinin tek ulus, tek tip insan kavramı olduğunu göstermektedir.İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine göre devletin resmi ideolojisi yoktur. Devlet ideolojiler arasında dengeyi sağlayıcıdır. Bütün insanların tek bir ideolojiye uyma zorunluluğu, Ortaçağ yaklaşımıdır. Ülkemizde geçerli olan anayasa, resmi ideolojisi olan darbe anayasasıdır. Kurulu düzenden çıkarı olanlar, toplumun büyük çoğunluğuna empati yapamadıkları için Türkiye’nin çağdaşlaşmasına karşı çıkarak bu anayasanın değiştirilmesini onaylamıyorlar.Aynı zamanda batıya da empati yapamadıkları için Avrupa Birliği’nin kültürel, siyasi ve toplum yönetimiyle ilgili standartları vardır.Türkiye’deki azınlık birliğin bu temel değişmez kurallarına ve birliğin amacına empati yapamıyor.Hem girmek istiyorlar hem de değişmek istemiyorlar. Bu durum da ya algılama kusuru veya niyet bozukluğu olarak açıklanabilir.

Köleliğe Karşı Çıkıyor

Medine Sözleşmesi “Himaye altındaki kimse, bizzat himaye eden kimse gibidir.Ne zulmedilir ne de kendisi zulmedebilir” maddesiyle köleliğin değişmesini sağlamıştır. Köle alınan kimsenin veya himayesi altında bulunan grubun kendisi gibi kabul edilmesi. Yediğinden yedirerek, giydiğinden giydirerek köleliği yavaşa yavaş eritmeyi planlamıştır. 13 asır önce gündeme getirilmesine rağmen Amerika’da zenciler,Avrupa’da Yahudiler, Almanya’da Türkler 2. Sınıf olarak ötekileştirilmiştir. Bu madde ötekileştirmeye karşı çıkarak herkesi kendin gibi görme anlayışını getirmiş ve ırkçılığa karşı çıkmıştır. Irkçılığı sorgulatan ve ona karşı tavır aldıran bir maddedir. Medine sözleşmesinin bir başka maddesinde “Himaye verme hakkına sahip olanların dışında hiç kimse himaye veremez.” Denilmektedir. Bu maddeye göre hiç kimse patron gibi herkesin hamiliğine cüret edemez. Himaye vermenin hukuku belirlenmiştir.İnsanların bir cemaat, grup oluşturarak bir şeyler yapmasını pek onaylamayan bir maddedir. Böylece menfaate dayalı hukuk oluşturulması bir maddedir. Böylece menfaate dayalı hukuk oluşturulmasının ve himayenin suistimali önlenmiş olmaktadır. İnsan hakları evrensel Beyannamesinde de yayınlandığı yıldan itibaren köleliğe karşı çıkılmış ve köle ticareti yasaklanmıştır. Fakat Amerika’da yakın zamana kadar zencilere ikinci sınıf insan muamelesi yapılmıştır.

Savaş Hukukunu Belirliyor

Günümüzde bütün dünyada savaşlar hukuksuz yapılırken, asırlar öncesinde Medine sözleşmesi savaş hukukunu belirledi. Hangi savaşta, kimlerin masrafları nasıl karşılayacağı, savaş açanlara nasıl davranılacağı ile ilgili ilkeler sözleşmede yazıldı. Savaş esirlerine nasıl davranılacağı, güvenliği gibi konulara açıklık getirilmiştir. Bu maddeleriyle Medine sözleşmesine “Toplumsal Empati Sözleşmesi” dedenilebilir. İnsan hakları Evrensel Beyannamesi onun modern versiyonudur. Medine sözleşmesinde zalimlik yapılamaz deniyorsa, İHEB’de (İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde) işkence yapılamaz denir.

Yasalar önünde Adil Yargılama Hakkı Veriyor

Sözleşmede yaşama özgürlüğü ve kişi güvenliği hakkı vardır. Herkesin yasalar önünde eşit olması ve kimseye imtiyazlı davranılmaması vurgulanmıştır. Birçok sahabenin Yahudilerle eşit ve aynı anda sorgulandığını gösteren rivayetler vardır. Her iki sözleşmede de ( Medine sözleşmesi ve İHEB) hiç kimseye keyfi davranılamayacağı belirtilir. “Ben yaptım oldu; hukuk da neymiş; emir demiri keser; gibi yaklaşımlar her iki sözleşmenin de ilkelerine aykırıdır. Adil yargılanma sırasında padişahın oğlunun veya kızının diğer insanlardan hiçbir farkı yoktur. Hukuksuzluk yaptıysa aynı cezalar onlara da uygulanır. Herhangi bir davada yalana şahitlik yapılmasını istemek. Resmi bir kurumda işinin bir an önce halledilmesi için torpil kullanmak. Trafikte öne geçmek gibi. Yanlışlıkların hata olduğu bilinerek yapılabilir. Ama bunların doğru olduğunu savunmak çok daha yanlıştır. Hukuksuzluk ilkelliktir ve her iki sözleşmede insanlığın ilkellikten çıktığını göstermektedir. Medeni toplumlarla ilkel toplumları birbirinden ayıran en önemli özellik hukuka saygıdır. Bu birey, toplum, sosyal hukuk gibi bütün hukuk dallarını kapsar. Hukuka saygı da insana değer vermek anlamına gelir.

Zulme Karşı Çıkıyor, Yardımlaşma Teşvik ediliyor

Medine sözleşmesi’nin “Hiç kimse müttefiklerine karşı bir cürüm işleyemez. Zulmedilene mutlaka yardım edilecektir.” Maddesi toplumsal empati anlayışını öne çıkarmaktadır. Bir kimse dövüldüğünde, bir evlat annesini babasını dövdüğünde çevredekilerin duyarsız kalmayıp yardım etmesi gerektiği teşvik edilmektedir. Zulmedilene yardım, zulmü önlemeye yönelik bir tavırdır. Haksızlığa uğrayana yardım etme devlete bırakılmıştır.Ayrıca sosyal yardımlaşma desteklenmiştir.Sözleşmede, “Yahudi Yahudi’ye Müslüman Müslüman’a yardım edecek” denmiyor. Dil,din, ırk ayrımı yapılmadan zulmedilene yardım edilecek deniyor. Mesela birisi komşusuna zulmederse,öbür komşu zulmedilene yardım edecektir.Komşuluk hukuku ve öbür komşu zulmedilene yardım edecektir. Komşuluk hukuku ve yardımlaşma desteklenmektedir. Medine sözleşmesinde yardımlaşma vurgusu çok yapılırken İHEB’de bu vurguya rastlanmıyor. Çünkü batı yardımlaşmanın önemini yeni keşfetti.

-Devamı Haftaya-

Bu sayıda daha fazla

Bu sayının tamamı