MENDERES - ÖZAL - ERDOĞAN (2)
Rahmetli Menderes, Türkiye’yi bir uçtan diğer uca dev bir şantiye haline getirmişti. Amerika’dan: Bağış yüzlerce gemi yükü malzeme geliyordu. Bunun bir bedeli de vardı. Laikliği dinsizlik şeklinde istiyordu. Dine dayalı Osmanlı devleti Avrupa’nın korkulu rüyası olmuştu. Türkiye’ye çok büyük çapta yardım yapıyor amma bunun bedelini de istiyordu. Rahmetli Menderes, İsmet Paşa’nın hırçınlığına karşı, İslama çok yakın bir siyaset izliyordu. Bundan kaygı duyan Amerika, yardımı çok aşağılara çekmiş ve tüm kredi musluklarını da sıkmıştı. 1957 seçimlerinde: Türkiye’nin Merkez Bankası kasasında döviz yoktu. Röntgen filmi bile bulunamıyordu. Film çektirmek isteyen hastalara 5-6 ay gün veriliyordu.
Rahmetli konuşmalarında özlü ve kısa konuşurdu. 57 seçimlerinde Fatsa’da: 1950’de benim elime bugünkü demir ve çelik kapasitesini verselerdi, bugün dünyanın en büyük donanmalarını denize indirmeye muktedir olacaktık demişti. Bu Karadenizlinin çok hoşlanacağı bir cümleydi. Yerine göre konuşurdu. Sadece kendine güvenen insanların sevgisiyle seçimleri kazanmıştı. Kahve bile bulunmuyordu. Kalay yoktu. O zamanın bakır kapları kalayları çıkınca insan da zehirliyorlardı. İsmet Paşa üçüncü seçimi de kaybedince çok daha fazla hırçınlaştı.
O tarihlerde Fatsa’da sıtma mücadelesi doktorluğu yapan çok değerli bir ağabeyimiz vardı. Prof. Dr. Ahmet Tahir Satoğlu. Fatsa’dan gidince İzmir- Bornova Üniversitesine yerleşmiş; Nöroloji Profösörü olmuştu. Fatsa’da kendini ziyarete gelen Ordulu avukat Bekir Berk’le bizi tanıştırmıştı. Bekir Bey, Bediüzzamanın avukatıydı. “ seçimlerden ümitlerini kestiler, darbeye gidiyorlar demişti.” Biz seneler öncesinden darbe hazırlıklarını böylece öğrenmiştik. Amerika yan durunca, Türkiye dünyada yalnız bir devlet gibi kalmıştı. O zaman nato Amerikaydı. O da sadece Rus tehlikesini hesap ediyordu. Menderes’in ezanı arapça okutması ve İslama yakınlığı onu yalnız bırakmıştı. Ve bunun bedelini dar ağacında hayatını vererek ödemişti.
Menderesten sonra Türkiye: Özal dönemine kadar verimsiz bir dönem geçirmişti. Rahmetli Özal’la Türkiye yine dünya sahnesinde boy göstermeye başlamıştı. Özal Türkiye’ye bir rota da çiziyordu. Türkiye’yi dünya pazarlarına çıkarmıştı. Artık sanayi ürünlerini ihraç etmeye başlamıştık. Bu defa gelişmeler: Kendi döneminde göze gelen bir başarısı olmayan, Demirel’i rahatsız etmişti. Bütün gücüyle Özal’a yüklendi. Rahmetlinin yaptığı bütün güzel işleri tersine çevirerek ifade ediyordu. Özal’da inançlı bir insandı. Türki Cumhuriyetlere çok yakın bir siyaset izliyordu. Dünya bu davranışlardan rahatsız oluyordu. Amerika dahil, Türkiye’de laik zemin daralıyor lafları ediliyordu. Rahmetli Özal “ Karadeniz Birliği “ diye bir blok, geliştirmeye çalışıyordu. Hatta buraya Ermenistan da katılabilir diyordu. Özal’ın Türkiye’yi büyük devlet yapma çalışmaları içerde bile hasede sebep olmuştu. Rahmetli Menderes’e yapılan iftiralar katlanarak Özal’a yapılmaya başlanmıştı. Hanedan Türkiye’yi yedi yuttu deniyordu.
Rahmetli de bir hata yapmıştı. Cumhurbaşkanı oldu. Halbukiyse Anavatan Partisi Özal’dı. Özal partinin başından ayrılınca parti güç kaybetti. Ve Mesut Yılmaz’ın başvekil olarak yaptığı vefasızlıkla, Özal manen yıkıldı. Tekrar siyasete dönme hazırlığında iken Türki Cumhuriyetlerde ( siyanürle) zehirlenerek hayata gözlerini yumdu. Çocukları emekli maaşıyla zor geçiniyorlar.
Şimdi Cumhuriyet tarihimizde ilk defa Cumhurbaşkanı ve başvekil, milletin bağrından çıkan insanlardan oldu. Türkiye büyük devlet oluyor. İki insan tek insana göre çok daha güçlü. Allah’ın cc. koruması üzerlerinde olsun. Türkiye’de işler çok iyi gidiyor. Amerika başta, eksen kayması var deniyor. Kesinlikle böyle bir şey yok. Rahatsızlık Türkiye’nin büyük devlet olmasından kaynaklanıyor. Sayın başvekile şer atılmaya başlandı. Geçmiş olaylardan ders alıp, çok akıllı hareket edeceğiz. Gazetelerin ve muhalefetin kasıtlı tutumlarına kanmayalım...